anasayfa
iletişim
twitter'da ben
rss besleme

Ne olacak milletçe halimiz

admin: 23 January 2009 | kategori: Denemeler, Gizli kalanlar, Türkiye | yorum yok

“Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.” — Mustafa Kemâl Atatürk.

Yüce Atamız Mustafa Kemâl Atatürk’ün rüyalarında gördüğü, ölürken bile hayal edeceğini söylediği Türk Birliğini yine Onun önderliğinde az da olsa Kurtuluş Savaşında sağlamıştık. Ancak yine Atamızın söylediği bir söze dayandırılarak bu birlik dış güçler tarafından yok edilmeye çalışılıyor ve iç güçler bunu “Batıcılık” olarak görmemizi sağlıyor.

Ulu Önderimizin “Batıcılık” tanımı herşeyi daha iyi açıklıyor; “Batıcılık, sadece belirli bir konumu, coğrafi istikameti ya da gücü belirtmez. Batıcılık, devletin gelişmesi için ileri teknolojiyi, gerçekçi bilimi, arıtılmış siyasi düzeni ya da devletin mensur medeniyetler seviyesine çıkması için gereken her türlü niteliği ya da niceliği örnek alarak ya da kullanarak millete ve ülkeye faydalı olmanın kavramlaşmış halidir.”

Atamızın batıcılık söylevini yanlış anlamış olacaklar ki, iç güçler bu kavramın altına saklanarak emir komuta zincirinin dış güçler tarafından kontrol edilmesine izin vermekteler. Öyle ki gelişebilmek için Borç almak ve alınan borcu kullanarak gelişmeyi hayal etmek iç güçlere öylesine gerçekçi geliyor ki, alınan borç bitmeden hatta ödenmeye daha başlanmadan yenisi için başvuru yapılıyor. Hiç düşündünüz mü bu borçlar ne işe yarıyor.

Dış güçlerin eline verdiğimiz kozlar yetmiyormuş gibi bir de doğal kaynaklarımız olan Osmiyum ve Bor madenleri sanki önemsiz şeylermiş gibi hiç gündeme gelmiyorlar. Bilmiyorlar ki Iraktan sonra sıra kime gelecek. 270.000 ton Osmiyum kaynağımız var ve ederi dış ve iç borçlarımızın toplamının 10 katından daha fazla. Bor ve diğer önemli madenleri saymazsak. Bu hesaplamaları yapabilmek için Bilim Adamı olmaya gerek yok ki zaten ülkemizde onlara da değer verilmiyor. Avrupa ve Amerika ülkelerinde en önemli bilim dalının Fizik olmasına rağmen ülkemizde neden üniversitelerde en az değer verilen bölümlerden biri. Fizik bölümünden mezun olan kişilerin tek çıkarı öğretmen olmak mı? Neden bu kaynaklar kullanılmıyor ve kullanılmasına yardım edecek kişiler yetiştirilmiyor. Belki bizden saklanan birçok şey var ancak durumumuz malum görünen köy kılavuz istemez.

Alınan borçlar sadece ve sadece borç veren uluslararası sistemin öncülerine ve ülkemizdeki bazı kodamanlara yem oluyor. Ancak tüm borçlar bütün ulusa mal ediliyor, Sonuç; aç vatandaş daha aç, orta direk ise direkten kaçıyor. Acınacak haldeyiz ve gözünden tek damla yaş gelen yegane kişi Mavi Gözlü Dev Mustafa Kemâl Atatürk.

Videonun kat kat daha kısa olmasına rağmen bu yazıdan daha açıklayıcı olacağına eminim.

etiketler: , , , , , , , ,

Gelişmek güzel şey

admin: 6 September 2008 | kategori: Denemeler | yorum yok

Mart 2007 tarihinden beri blogumda birşeyler yazmaya çalışıyorum en azından gayret ediyorum. Bir fizikçi olarak (bende iyice alıştım bu lafa) edebiyata yeteneğimin olmadığını biliyorum ancak hiçbir yeteneğin doğuştan kazanılmamış olduğunu bilerek de öğrenmek için çaba harcıyorum. Blogumda ilk ciddi anlamdaki yazıda kullandığım tarzla şimdilerde yazdığım yazılardaki tarz arasında dağlar kadar fark var. Şimdi de devrik cümleler kurduğumun farkındayım ancak katetmem gereken daha çok yol olduğunu biliyorum.

İnsan beyni çok acayip bir biyolojik varlık. Aynen dediğim gibi biyolojik varlık olarak organlardan ayrılması gerekiyor bence çünkü resmen tek başına, iyi kullanıldığı zaman, dünyayı yönetebilir. W. James‘in dediğini bir düşünün; “doğduğumuzda boş bir levha” şeklinde olan beynimizi yaşadığımız deneyimlerle, öğrendiğimiz bilgilerle, yaptığımız hatalarla bugünlere getirdik. Eğer bu yazıyı okuyup anlayabiliyorsanız beyninizin neler yapabileceği konusunda az çok bilginiz var demektir.

Günümüz bilgisayarları mutlaka bir programcıya ihtiyaç duyarlar. İstediği kadar güçlü olsun isterse atom enerjisiyle çalışsın başında oturup ona yapması gerekenleri söyleyen biri olmadan metal yığınından başka birşey değildir. Ancak insan ve onu kontrol eden beyni öyle mi; tamamıyla boşken ve hiçbir bilgi barındırmadığı halde ve herhangi bir yöneticiye ihtiyaç duymadan kendi kendini programlayabiliyor. İşte insan beynindeki asıl güç bu: programlanması gereken şeyleri programlayabilme hatta kendini bile.

Belki bir gün kendi kendine öğrenen ve öğrendikçe gelişen robotlara şahit olabiliriz ancak şunu unutmayın ki o robotlarıda insan beyni yaptı. Bu düşünceyi birçok ütopik senaryoda görmüştük hatta bir çoğumuzu çok aşırı etkilenmiş olabilir. Örneğin ben şuan kullandığım bilgisayara bakınca evrimde sözü edilen ilk insan türlerini görüyorum. Evrimde aşama atladıkça daha da güçlü olacak ve birgün ortaklaşa yürüttüğümüz bu çizgide belkide bizden daha çok ileri gidecek. İşte o gün geldiğinde burada olup onları yarattığımız daha doğrusu programladığımız beyinlerimizle onları alt etmek istiyorum, yani bir nevi yeni Gordon Freeman olmak istiyorum:)

Bence bu felsefe, bilgisayar bilimi ve fps tarzı oyun karışımı yazıyı burada bitirmek en doğrusu olacaktır yoksa devamında gelen satıra “Dünya bir toz bulutuydu” şeklinde başlayacağım.

Not: Bu yazıyı cep telefonumdan yazdığım için hataların olması muhtemel, şimdiden sürç-ü lisan ettiysek affola.

etiketler: , , , , , , , , , ,