admin: 1 Mart 2010 | kategori: Günlüğüm, Haberler | 1 yorum var
BKM Filmlerinden biri olan “Eyyvah Eyvah”ın İzmir galası dün Balçova Kipa Cinebonus’ta yapıldı ve İzmirli Blogcular olarak davetli konumunda izleme fırsatı bulduk. Uzun süredir görmediğim kişileri görmek gerçekten güzel, tabi ek olarak daha önce yüzyüze hiç tanışmadığım kişileride görmüş oldum.
Film konusunda bir fikir sunmadan önce gala! gecesi ile ilgili birkaç eleştiride bulunmak istiyorum. Tabi bu sadece benim görüşüm değil, film bitişinde İzmirli Blogcular olarak aramızda geçen konuşmalardan aklımda kalan satırlarıda eklemeye çalışacağım.
Örneğin bir filmin gala gecesi denince aklınıza ne gelir? Ünlüler geçici, filmin oyuncularıyla söyleşi, sohbet, röportajlar falan değil mi. Gala!’ya geç gittiğim için tam olarak neler yapıldığını görmedim ancak arkadaşların betimlemeriyle; “Köy sineması önü sohbeti”, “Zorla yapılmış bir gala gecesi”, “Gala tam olarak ne demekti”. Bunların yanında davetli olarak gittiğimiz gecede ne Ata Demirer ile ne Demet Akbağ ile ne de filmin diğer herhangi bir oyuncusuyla konuşma fırsatı, onu bıraktım fotoğraf çekilme fırsatı bile bulamadık. Neyse artık film hakkındaki görüşlerime geçebilirim sanırım, sanki ne diyeceğim çok önemliymiş gibi!
Ata Demirer’e karşı büyük bir sempatim var belki onunda etkisi olabilir ama ben küfür etmeden ve salaklık yapmadan güldürdüğü kanısındayım. Konu ve senaryo olarak çok büyük bir artısı olmasada güldüğüm sahneler vardı, ki ben filmlerde çok gülen biri değilim. Recep İvedik filminin ilk filmi hariç ikinci ve üçüncüsünde Eyyvah Eyvah’tan daha az gülmüştüm. Ama davetli olarak değilde para vererek gitseydim aynı görüşte olur muydum onu bilmiyorum. Kısacası bence gidin ve ne olup ne olmadığını kendiniz görün.
Not: Filmin adı Eyyvah Eyvah, filmin biletleri dahil herkes Eyvah Eyvah yazmış ki bu yanlış.
etiketler: ata demirer, balçova, bkm, cinebonus, davet, demet akbağ, eyvah, eyvah eyvah, eyyvah, gala gecesi, izmirli blogcular, kipa
TheSymdrate: 26 Ağustos 2008 | kategori: Haberler | 4 yorum var
Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde yaşayan ve çobanlık yapan 19 yaşındaki İrfan Tüfekçi ÖSS’de yüksek puan alarak Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne İngilizce Tıp bölümüne yerleşti. 5 yaşında elektrik çarpması sonucu sağ kolu omuzundan kesilen Tüfekçi, “Engelli olmam hayata tutunmamı engelleyemedi. Doktorsuzluk yüzünden kolumu kaybetmem tıp idealini seçmemde etkili oldu. Çobandım, artık doktor olacağım” dedi.
ÖSS başarı sıralamasında hep sonuncu olan Hakkari’de engelleri aşan İrfan tüfekçi, Tıp Fakültesi’ni kazanarak başarısını kanıtladı. Yüksekova İlçesi’nde 12 kişilik ailenin çocuğu olan İrfan Tüfekçi, 5 yaşındayken elektrik çarpması sonucu sağ kolunu kaybetti. Ancak hayata sımsıkı sarılan Tüfekçi bir yandan eğitimini sürdürürken, boş zamanlarında da çobanlık yaptı. Tüfekçi okuma azmini hiç yitirmeyerek doktor olmayı hedefledi. Bedensel engeline ve yoksulluğa rağmen yılmayan İrfan Tüfekçi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İngilizce Tıp bölümüne girmeyi başardı.Toprak bir evde ailesiyle birlikte maddi sıkıntı içinde yasayan İrfan Tüfekçi, “Çocuk yaşımda doktorsuzluk yüzünden kolumu kaybettim. Ancak bu durum bana engel olmadı. Beni daha çok kamçıladı. Çok çalıştım ve başardım. Doktor olacağım için çok mutluyum” diye konuştu.
Başarıya ulaşabilmek çok çalıştığını belirten Tüfekçi, “Günde yaklaşık 10 saat ders çalışıyordum. Öğretmenlerimden de büyük destek aldım” dedi. Önündeki bütün engelleri aşan Tüfekçi, önünde sadece maddi engeller kaldığını, eğer destek alamazsa ailesinin kendisini okutabilecek gücünün olmadığını belirterek, kendisine burs verilmesini istedi.
Bu haber galiba en çok ta Aysun Kayacı’ya kapak olmuştur. Geçtiğimiz dönemde yorumcu olduğu bir programda “Dağdaki çobanla benim oyum neden eşit” diyerek küçümsediği insanların başarısı umarım ona iyi bir ders olmuştur. Kim bilir belkide 6 yıl sonra Aysun hanım sarkan göğüslerini, yamulan dudaklarını düzelttirmek için gittiği doktor belkide bu haberdeki doktor adayı çoban olur.
TheSymdrate: 26 Ağustos 2008 | kategori: Haberler | yorum yok

Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’yi son günlerde malum olaylar yüzünden bilmeyen kalmadı. Ama ben ona savaş günlerinde halka gövde gösterisi yaparken, aniden “Rus Uçakları Geliyor” uyarısını duyunca apar topar kaçarken görüntülerini görünce ve en sonunda tökezleyip gerektiğinde kendi bayrağını öpmesi gerekirken yeri öpmesi sonucu içimden ona “SaaKAÇvili” demeyi uygun gördüm. Bugünlerde de kendileri Fransız LIBERATION gazetesine verdiği röportajda “Güney Osetya’nın Rusya için önemsiz bir toprak olduğunu düşündüğünü, ilk gerilimi blöf algıladığını ve her şeyi durdurabileceklerini sandığını” söyledi.
Gürcü lider, “Bu hatayı yaptım çünkü gerçek saldırıyı Abhazya’ya bekliyordum. Rusya’nın Tiflis’e saldırabileceğini düşünmedim” ifadelerini kullandı. Saakaşvili, Rusya Federasyonu Konseyi’nin Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarının tanınması için yaptığı çağrıyı ise “Avrupa’nın sınırlarını güç kullanarak değiştirme girişimi” olarak niteledi. Bu girişimin Rusya da dahil her taraf için feci sonuçları olacağını savundu.
Artık bu saatten sonra bir şeylerin kafasında DANK etmesi hiçbirşey ifade etmiyor. Keşke bunca masum hayat sona ermeden önce “Ayıdan Post, Bush’tan Dost Olmaz” sözünü birileri Saakaşvili’ye hatırlatsaydı…
etiketler: Gürcistan, rusya, saakaçvili, saakaşvili, savaş
admin: 1 Ağustos 2008 | kategori: Haberler | 6 yorum var
Fatih Altaylı’nın TV programına katılan iki adet ne oldukları belirsiz bez kafalı insacıkların söylediği gereksiz söz takipsizlik kararına kurban gitti. E tabi başımızda kapanmaktan son anda kurtulan bir partinin elinde bulunan bir terazi anlayışı var.
Ayrıntılarından şu sayfada bahsedilen konu hakkında söylenmesi gereken milyonlarca söz var. Aklıma gelen birkaç milyonun arasından 2-3 tanesini buraya yazma ihtiyacı duyuyorum. Eğer aşağıdaki alıntıda geçen örnek doğru olsaydı neden sizinkiler olarak adlandırabileceğim bağnaz grup Yüce Asker Kubilay‘ı acımasız bir şekilde boğazını keserek öldürdü, bu mu sizin zulüm anlayışınız.
Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum. Atatürk’ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun’un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk’ü sevmemi bekleyemezsiniz.
Sizin yapmaya çalıştığınızın İslamiyeti ileri götürmek olduğunu sanmıyorum, zira sizin yüzünüzden İslamiyet Dünyada ve Türkiyede daha da teröristçe görünüyor. Getirmeye çalıştığınız şeriatsa gidin başka bir ülkeye bakalım televizyonda cağır cağır bağırdığınız gibi bağırabiliyor musunuz?, öyle bir durumda yapmanız gereken tek şey nerenizi nasıl kapatacağınız düşünmek olacak. Hiç kimsenin yaşam biçimi beni ilgilendirmez ancak Yüce Allah o saçları aynada kendinize bakarken kel kafa görmeyin diye vermedi. Bence türban denilen o bezin tek faydası ezik ve günahkar insanların suçlarını o bez altında saklamaya çalışmasına yardımcı olmaktır.
Sanki sizin demenizle Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk‘ün değeri gözümüzde düşecek, hiç de değil hatta sizin gibilerin sevmemesi bizi daha da değerli yapacak. Son cevap olarak da size şunu söylemeliyiz; “BİZ DE SİZİ SEVMİYORUZ!”
admin: 30 Temmuz 2008 | kategori: Haberler | 1 yorum var
Zeitgeist (Uyanış) bir film olarak geçsede aslında tam anlamıyla bir belgesel. İnternet üzerinden ücretsiz olarak dağıtılan bu belgesel 3 ana bölümden oluşuyor. ABD’nin ve Hristiyan aleminin büyük tepkisini çeken bu belgeseldeki konuları ‘din, abd, para’ olarak keyword şeklinde kısaca anlatabilirim.
3 ana bölümden biri olan ilk bölümün konusu ‘Hristiyanlık aldatmacası’ olarak başlıklandırılabilir. Aslında çok ilginç ve inandırıcı bilgiler var ancak Kur’an-ı Kerim’de de geçtiği ve onaylandığı için insanın inanası gelmiyor. İncil’de bahsedilen olayların ve göstergelerin yüzyıllar önce başka uygarlıkların rivayetleriyle çok benzer olduğu kaçınılmaz bir gerçek ancak belgeseli hazırlayanlar biraz taraflı davranmışlar gibi. İlk bölümde çok sert benzetmelere ve örneklere yer veriliyor. Örneğin Tanrı’nın tasviri karikatür olarak yapılıyor ve milyonlarca inananın inancı hiçe sayılıyor. En azında buna saygı duymaları lazımdı düşüncülerini belirtirken. Vatikan’ın yaptığı hataları Tanrı’ya bağlıyorlar(haşa). Ama şuan yanıt vermiyorlar; eğer bir Tanrı yoksa biz nasıl yaratıldık. Sorgulamadan destekledikleri bilimin bile onlara karşı çıktığı bir konu var: ‘Hiçbir şey yoktan var edilemez.’ Aslında bu her iki tarafıda açıkta bırakıyor.
İkinci ve üçüncü bölüm birbiriyle sıkı sıkıya bağlı sayılabilir. Konuyuda ‘Abd ve 911‘ olarak verebilirim. 911 11 Eylül’e taktıkları lakap gibi birşey. Aslında Birleşik Devletlerin yaptığı gizli işlerden bahsetmekten çok maksatlarının tüm dünya devletlerinin yönetim biçimine karşı olmak olduğu anlaşılıyor.
Birleşik Devletlerin savaşa girmek için kendi vatandaşlarını acımadan nasıl katlettiğinden bahsediyor. Çünkü savaş varsa kan vardır, kan varsa silah vardır, silah varsa para vardır. Bu olayların sonucunda da kaos vardır ve bu kaosta da para vardır. Yani herşey merkez bankasının para kazanması için.
Bana göre biraz fazla derin bir belgesel ancak doğru kısımlarıda yok değil. En azından bana mantıklı gelen birçok bölüm oldu. Yorum sizde.
etiketler: 911, abd, belgesel, din, incil, jesus, kan, kaos, movie, para, silah, usa, uyanış, zeitgeist
admin: 21 Kasım 2007 | kategori: Haberler | yorum yok
Sıcak sıcak yazıyorum maç 1 dk önce bitti ve mutluluktan ne yapacağımı şaşırdım ve blog’uma geldim

HEPİNİZİ KUTLUYORUZ!
admin: 24 Ağustos 2007 | kategori: Haberler | 1 yorum var
Avrupa’ya gittiğinizde bir sürü Allah’a inanmayan herif gördüğünüzde sakın şaşırmayın haa. Aşağıdaki listede en Allahsız ülkeler listelenmekte
İşte en ALLAHsızlar;
1. İsveç (85% inançsız, ateist, bilinmezci)
2. Vietnam
3. Danimarka
4. Norveç
5. Japonya
6. Çek Cumhiriyeti
7. Finlandiya
8. Fransa
9. Güney Kore
10. Estonya (49% inançsız, ateist, bilinmezci)
Türkiye’de çok azda olsa listede yer alıyor. İlk 50′yi ve ayrıntıyı bu sayfadan alabilirsiniz.
admin: 16 Ağustos 2007 | kategori: Haberler | yorum yok
Son yıllarda elektronik eşyaların giderek küçüldüğü elektronik dünyası, şimdi de pillerin küçülmesine tanıklık ediyor.
Amerikalı bilim adamları, uzaktan bakıldığında sadece minik bir kâğıda benzeyen bir pil geliştirdi.
Kağıt pilin, üç yıl içinde satışa sunulabileceği belirtiliyor.
Kağıt pili geliştiren bilim adamlarından Dr. Robert Linhard, yeni pilin “uzayda da, çölde de, kutuplarda da” kullanılabileceğini söyledi. New York’taki Rensselaer Politeknik Enstitüsü’nden olan Linhard, “Bu cihazın esnek görünmesinin yanında asıl avantajı, çok farklı sıcaklıklarda da kullanılabilmesi. Hem çok sıcak, hem çok soğuk yerlerde kullanılabiliyor. Bu da pilin kullanıldığı cihazın, sert iklim koşullarında da kullanılmasına olanak sağlıyor.” diye ekledi. Kağıt pilin başka alanlarda ve farklı ortamlarda da kullanılabileceğini belirten Doktor Linhard, kağıt pille çalışan ürünlerin de üç yıl içinde satışa sunulmasını beklediklerini ifade etti.
KAĞIT PİL NASIL ÇALIŞIYOR?
BBC’de yer alan habere göre bilim adamları, deneyleri sırasında önce kağıdı küçük bir karbon tüpün içine koydu ve böylece kağıtta enerji saklanmasını sağladılar. Her pil gibi, kağıdın da bir elektrik ileticisine gereksinimi ortaya çıkması üzerine de bilim adamları mekanizmanın harekete geçebilmesi için, insan kanı, teri veya idrarının işe yarayabileceğini keşfetti.
Böylesine ince ve küçük bir pilin, diğerlerine göre daha esnek bir yapıda olduğu, mesela kalp atışlarını düzenleyen cihazlarda kullanılabileceği belirtiliyor.
Kaynak: CİHAN
admin: 15 Ağustos 2007 | kategori: Haberler | yorum yok
Şuan İzmir’deyim ve saat tam 14:00. Hava resmen bu saatte karardı. Manisada başlayan orman yangını İzmir’e kadar geldi, yerler külle doldu ve bulutlar sarardı.
Bugünlerde birçok yer yanıyor, bu yanan yerlerin arasında İzmir ve Manisada girdi. Yangın’ın kundaklamadan çıktığından şüpheleniyor. Yangının başladığı köyde 4 günde 5nci yangınmış. Köy boşaltılmak için hazırlanıyormuş. Birkaç kişi gözaltında alınmış ancak hepsi salıverilmiş.
İnşallah bu küresel ısınmanın yoğunlaştığı günlerde yangınlar azalır. İyice ormansız kaldık, havanın kokusu değişti.
admin: 14 Ağustos 2007 | kategori: Haberler | 2 yorum var
İnternetin Kapanma Tehlikesi Var Mı?
Kullanıcı sayısının her geçen gün artması yüzünden internet kapanma tehlikesiyle karşı karşıya geldi. İnternete bağlanabilmek için gereken IP adresi numarası tükenmek üzere…
İletişim kaynağı olarak herhangi bir sınırı yokmuş gibi görünen internetin de ucu bucağı olduğu ortaya çıktı. Sayıları her geçen gün artan internet kullanıcıları, gelecekte internete bağlanabilmeleri için gereken IP adresinin ‘kalmaması’ tehlikesiyle karşı karşıya. Bu tehlike gerçekleşirse, internet sisteminin bir çıkmaza sürükleneceği, hatta sistemin çökeceği ya da kapanacağı düşünülüyor. İnternette her kullanıcının iletişim kurabilmesi için bir çeşit kod işlevi gören IP adreslerinin gelecek üç yıl içinde tükeneceği düşünülüyor. Bu durum, fırsatçılar için yeni bir kazanç kapısı oluşturdu. IP adreslerini ileride karaborsadan satmak için şimdiden yedekleyenler olduğu ortaya çıktı.
Yetkililer ‘İnternet kullanıcılarını bekleyen en büyük tehlike, internetten yararlanabilmeleri için çok yüksek meblağlar ödemek zorunda kalmaları’ diye açıklama yapıyor. Amerikan İnternet Numaraları Dairesi (ARIN) ise çözüm olarak, trilyonlarca yeni adresin sağlanabileceği geliştirilmiş bir versiyon olan IPv6 protokolüne geçilmesini öneriyor.
Kaynak: Star Gazetesi