Siteyi Kapat

‘Edebiyat dökümleri’ kategorisinin arşivleri

Matematik neden sevilmez?

Monday, February 4th, 2008

Bu soru gibi yanıtıda göreli bir kavramdır. Her kişinin matematiği sevmeme nedeni farkılı sayılabilir. Matematiği sevmeyenler olduğu kadar sevenlerde vardır benim gibi. Tabi ki herşey matematik dersini verenlere bağlıdır. Eğer öğretmen sadece bir görevi ifa etmek için ders anlatıyorsa bu iş en çok öğrenciye yansır.

Öğretmenlere de haksızlık etmemek lazım. Sanki milyonlarca öğrenci aynıymış gibi konulan müfredatta neden oluyor matematiğin kötü görünmesine. Matematik süper zeka gerektiren bir ders değildir. Normal bir insan yapamamış olsaydı şimdiye kadar çoktan etkinliğini kaybederdi çünkü dünya sadece süper zekaların yaşadığı bir yer değil.

Matematiği anlamaya çalışırken kendimiz için oluşturduğumuz stratejide önemlidir. Ne stratejisi?, savaş mı yapıyoruz burada dediğinizi duyar gibi oluyorum. Strateji derken kendi anlama kapasitemize göre “matematiği soyut olarak mı görmemiz gerekiyor yoksa somut olarak mı?” bunun yanıtını vermiş oluyoruz. Bazı insanlar gerçekte varolmayan şeylere karşı ilgi duymaz. Sayılar, formüller vs. gibi kavramlar soyut kavramlardır ki kişi eğer somut şeyleri daha kolay anlayabiliyorsa bu kavramları kafasında somutlaştırmalıdır. Söz gelimi kafasına 28 sayısı yerine 28 tane çubuk şekli gelmelidir. Böylelikle kafasında bir enstantene oluşturur ve işlemleri daha kolay yapar.

Konudan konuya göre de değişir matematik sevgisi. Örneğin ben logaritma, karmaşık sayılar konularını severken trigonometri adlı iğrenç üçgen biliminden nefret ederim. Bu da kişinin o konuyu ilk nasıl tanıdığı yada tanıtıldığıdır. Bana ilk trigonometri göreceğim senenin başında yandınız bu trigonometri başınızı yakacak dediler doğal olarak bilinç altımda trigonometrinin üzerine çarpı atıldı.

Bence matematiğin sevilmemesindeki bir diğer sebep ise eğitim camiasının biraz hayalperest davranmasıdır. Nasıl mı? Şimdi söyleyin ileride kaç kişi hayatında trigonometriyi etkin olarak kullanacak. Birçok matematikçi bile kullanmıyor normal vatandaş mı kullanacak.

Bunca yazıdan sonra akıllarda sadece matematik mi sevilmiyor diye sorular oluştuğu kesin. Hayır tabi ki diğer dersleride sevmeyenler vardır. Ben tarih, edebiyat derslerinden nefret ederim. Fizik, kimya, biyoloji gibi dersleri çok severim. Dediğim gibi bunlar kişinin kendisine bağlıdır. Galiba bu sevme-sevmeme olayı sözel-sayısal diye ayrılıyor bende daha doğrusu birçok kişide.

Burada asıl konumuz olduğu için matematikle devam ediyorum karıştırmayın diğer dersleri (: Sayısal, Duygusal, Sözel zeka diye adlandırılan zeka türlerine göre değiştiği kanısındayım bu sevme konusunun. Yani sayısal zekası ileri düzeyde olan insan sayısı duygusal ve sözel zekaya sahip insanlarda çok daha az. Bunun büyük etkisi var matematiğin sevilmeyen ders olarak anılmasında.

Neyse herşey kafada bitiyor, orayı halletin mi gerisi kolay…

İnsanlık olgusu ve yaşam

Thursday, January 3rd, 2008

insanlık olgusu ve yaşantı

Sizce insanlık nedir? Yada daha anlamlı bir deyişle insan olmanın getirdiği gereklilikler nedir? Bazen yolda gördüğünüz bir evsize yardım etmek mi, yoksa birine en gerektiği anda uzatılan el mi? Bence hiçbiridir! İnsanlık bazen başkalarından çok kendini düşünmektir, neden bu kadar acımasız olduğumuz sorarsanız kesin cevabım doğal seleksiyon böyle gerektiriyor olurdu.

Doğal seleksiyon
Bir varlığın bir birey olarak hayata devam edebilmesi için kendisi için en uygun davranışı yapması olarak tanımlanabilir herhalde. Kendisi için en uygun davranışı yapma sırasında hiçbir dış etkiden etkilenmeden en acımasız yada en canice yöntemleri kullanma bile doğrudur. Sizce yaşadığımız dünya bu kadar acımasız mı? Yoksa aynı matrix üçlemesindeki gibi aslında biz gerçek dünyada değilmiyiz? Yada nihilistler gibi hiç birşey yok mu? Bunların cevapları sizin içinizde, herkez bunlara farklı yanıtlar verebilir çünkü herkezin yaşam için belirlediği felsefe başkadır.

Dünyada sadece bir sınavı vermek için mi yaşıyoruz? Platon’un dediği gibi aslında herşey ideasının bir yansıması mı? Gördüğümüz, duyduğumuz, hissetiğimiz kısacası beş duyu organımızla algıladığımız herşey aslında birer kopya mı? Ulaşmaya çalıştığımız hedef bu idealara erişmek mi? Yazının burasına kadar nerdeyse sırf soru sorarak geçti ancak artık bence diyerek başladığımız cevaplar verme zamanı geldi.

Bence yaşadığımız yani yaşamak zorunda olduğumuz hayat büyük bir sınav, çok büyük bir sınav. Dinsel anlamının dışında resmen bildiğimiz sınav. Ama okulda yapılan sınavlarla arasındaki tek fark puan alabilmek için soruya bağlı tek yanıt olmaması. Kendimiz için yararlı bir sonuç doğuran her yanıt doğru! İşin içinde kötülük bile olsa.

Zorda kaldığınızda küçük bir kız çocuğunu yiyebilir misiniz? Bence doğal seleksiyonun gerektirdiği yemektir ancak bizim için doğru cevap bu olmayabilir. Sorulara verdiğimiz yanıtların doğruluğunu kontrol eden akıl, mantık, ruh üçlüsüdür. Bu üçlüden hiçbiri tek başına bizim için en doğru kararı veremez. Bu örnek nerden geliyor diyorsanız hannibal lecture diyebilirim.

Karşılık verme
Zor ve sinirli bir anda tüm hayatımızı mahvedecek bir karar verebiliriz. Nevsimize hakim olamadığımız bir kavga anında sadece hırsımız için çok kötü sonuçların doğmasına sebep olabiliriz. O anda aklımız ve ruhumuz bize yapmamamız gereken o kötü davranışı önerir ancak mantıken bir karar almaya kalkarsak onun yanlış olduğunu anlarız. Sizce hangisi doğru?

Eğer beni tanıyorsanız aslında bu kadar konuşgan olmadığımı ve sayısalcı olduğumu bilirsiniz. Bende anlamadım bu kadar felsefik bilgi nerden geldi, halbuki felsefe derslerinde genellikle matematik testi çözerim. Ama bu sefer bunu yazmak içimden geldi. İlham denilen şey bu olsa gerek!