admin: 29 Eylül 2008 | kategori: Bloglama | 5 yorum var
Galiba bu konuda en şanslı Türk Blog Yazarlından birisiyim. Şanslı derken en çok Türk Blog Yazarları buluşmasına katılma şansı yakalamış blogcu demek istiyorum. Yani 1. ve 2. İzmir Blog Yazarları buluşmasına katılmamın yanı sıra 4. Ankara buluşmasında da bulunmuştum. Şimdide 12 ekimde gerçekleşecek olan 3. İzmir Blog Yazarları toplantısından sonra ayın 13′ünde Bursa’ya yani okumaya döneceğim. Bursadayken de 18 ekimde 2. Bursa blog yazarları buluşması gerçekleşecek. İşte ben buna şans derim.
Eğer sizde şu günlerde gündem de olan Blog Yazarları buluşmalarından birinde bulunmak istiyorsanız Türk Blog Yazarları sitesinden takip edebilirsiniz.
etiketler: ankara, blog, Bloglama, buluşma, bursa, izmir, tby, türk blog yazarları
admin: 29 Eylül 2008 | kategori: Dünya | yorum yok
Çin’in teknolojide ne kadar ile gittiğini daha doğrusu her türlü yapılan şeyi nasıl kopyalayabildikleri gösteren bir olay daha gerçekleştir ve Çinli Astronotlar 68 saatlik uzay yolculuğunu sağ salim tamamlayıp dünyaya geri döndüler.
İlk ayak basan Çinli olarak Zhai Zhigang büyük bir gururla geri döndü ve sanki dünyayı kurtarmış bir kahramanmış gibi karşılandı. Sandalyesinde vatandaşlar tarafından karşılanan astronotlara bir sürü çiçek ve tebrik mesajıyla birlikte ödüllerde geldi. İniş yaptık sonra ağzından çıkan ilk sözler “vatanım adına gururluyum” oldu yani galiba =)
Adını Shenzhou koydukları uzay aracı beklenenin aksine! hiçbir sorun çıkarmadan dünyaya başarılı bir şekilde indi. Çincede “Kutsal Kase” anlamına gelen Shenzhou Çinlilere tam tamına $4.4 milyon’a mal oldu. Çin malı falan ama yinede istediklerini yapıyor adamlar, ne diyelim darısı bizim başımıza!
etiketler: astronot, ay, çin, çin malı, kahraman, kutsal kase, teknoloji, uzay, uzay aracı
admin: 20 Eylül 2008 | kategori: Denemeler | 2 yorum var
Herşeyin bittiği noktadayım, sanki sahipsiz bir dünyada tek başıma yürüyorum sokaklarda, sanki tek efsane benim. Hissediyorum yağmurun hafif damlalarını ve bir anda alıp götürüyor diğer tüm duyguları kalbimden. Sadece sen kalıyorsun, Cumasını kaybetmiş Robinson gibi bir tek o duygu kalıyor. Hani kelebekler vardır ya hayatının ilk özgür uçuşunu yapan, o eski halini bilmezcesine salına salına uçuşan rengarenk. İşte içimdeki duygu öyle uçuşuyor yaz günü gece yarısı kumsal rüzgarı gibi.
Belki de tek hissetmek istediğim sen olduğun içindir belki de dedikleri gibi ‘Ben Sana Mecburum’dur. Her yerime sinmişsin ve sanki ömür boyu orada olacaksın. İşte bu yüzdendir belki de, her karanlıkta aklımın en ücra köşelerinden senin hayalin çıka geliyor. Bazen düşünüyorum da seninle aynı şehrin havasını solumak bile yeterli ama o bile mümkün değil bu uzaklarda. Sesini duymayı bıraktım hayaline görmeye bile razıyım. Çok mu uzun zaman oldu? Saçlarından başka hiç birşey gözlerimin önüne gelmiyor belki de zihnim bile bile oynuyordur bu umutsuz oyunu.
Şuan kalbin başkası için çarpıyorsa yada en kısık sesinle ağlıyorsan yanlızlığına, anlarsın benim halimi en apansız şekilde. Ama bilmiyorsun ki buralarda senin yokluğundan kurtulmaya çalışan biri var. İşte en zoruda o ‘Senin yokluğunda kurtulmak’. Yoksun ama hala, en yakınım da gibisin kalp atışım gibi. Her anımda hissediyorum ama ne dokunabiliyorum ne de görebiliyorum.
Sanki sadece adını düşünsem yüzyıllarca yazabilirim dünyada ki sayfalar, kelimeler, duygular hatta yanlızlıklar bitene dek. Acaba ilham dedikleri şey bu mu? Belki de sen ilhamın ta kendisisindir kim bilir. Yüzyıllardır aranan o gizemli kız sensindir, Homeros’un andığı o kız belkide. Tantalos işkencesi belki de sen yoksun diye sürüyordur binlerce yıldır. Ama yoksun işte. Hakketmiyor olabilirsin bu kadar değerli olmayı ama kim bilir sorun bendedir…
TheSymdrate: 6 Eylül 2008 | kategori: Dünya | 3 yorum var
Evet şu sıralar İngiltere trajik fakat bir o kadar da komik bir haberle gündemde. Belkide yıllardır insanlara verdiği zararlarla, attığı kazıklarla yaşamını sürdüren hırsız bu kez kazık yeme sırasının kendisinde olduğunu bilmeden, İngiltere’de East London Müzesine girmeyi kafasına koymuş. Müzeye çatıdan girmeye çalışan hırsız bir anda alarm çalınca panik halinde kaçmaya çalışmış. Müzeden dışarı çıkmak için ağaca tırmanan hırsız, gece karanlığının ve panik halinde olmasının etkisiyle dengesini kaybedip ağacın altındaki demir parmalıkların üzerine düştü. Sivri parmaklık hırsızın kalçasına 30 santimetre kadar girince hırsızın çığlıklarını duyup gelen görevliler gördükleri manzara karşısında şok oldular. Demir parmaklıklarda 15 dakika asılı kalan hırsız polisin de yardımıyla kurtarıldı. Hastahaneye kaldırılan hırsızın bağırsaklarının da parçalanmış olduğu ortaya çıktı ve ameliyata alındı. Şimdi İngiltere’de insanlar tek bir soruya cevap arıyorlar. Kazık mı hırsızdan çıktı yoksa hırsızmı kazıktan… =-)
admin: 6 Eylül 2008 | kategori: Denemeler | yorum yok
Mart 2007 tarihinden beri blogumda birşeyler yazmaya çalışıyorum en azından gayret ediyorum. Bir fizikçi olarak (bende iyice alıştım bu lafa) edebiyata yeteneğimin olmadığını biliyorum ancak hiçbir yeteneğin doğuştan kazanılmamış olduğunu bilerek de öğrenmek için çaba harcıyorum. Blogumda ilk ciddi anlamdaki yazıda kullandığım tarzla şimdilerde yazdığım yazılardaki tarz arasında dağlar kadar fark var. Şimdi de devrik cümleler kurduğumun farkındayım ancak katetmem gereken daha çok yol olduğunu biliyorum.
İnsan beyni çok acayip bir biyolojik varlık. Aynen dediğim gibi biyolojik varlık olarak organlardan ayrılması gerekiyor bence çünkü resmen tek başına, iyi kullanıldığı zaman, dünyayı yönetebilir. W. James‘in dediğini bir düşünün; “doğduğumuzda boş bir levha” şeklinde olan beynimizi yaşadığımız deneyimlerle, öğrendiğimiz bilgilerle, yaptığımız hatalarla bugünlere getirdik. Eğer bu yazıyı okuyup anlayabiliyorsanız beyninizin neler yapabileceği konusunda az çok bilginiz var demektir.
Günümüz bilgisayarları mutlaka bir programcıya ihtiyaç duyarlar. İstediği kadar güçlü olsun isterse atom enerjisiyle çalışsın başında oturup ona yapması gerekenleri söyleyen biri olmadan metal yığınından başka birşey değildir. Ancak insan ve onu kontrol eden beyni öyle mi; tamamıyla boşken ve hiçbir bilgi barındırmadığı halde ve herhangi bir yöneticiye ihtiyaç duymadan kendi kendini programlayabiliyor. İşte insan beynindeki asıl güç bu: programlanması gereken şeyleri programlayabilme hatta kendini bile.
Belki bir gün kendi kendine öğrenen ve öğrendikçe gelişen robotlara şahit olabiliriz ancak şunu unutmayın ki o robotlarıda insan beyni yaptı. Bu düşünceyi birçok ütopik senaryoda görmüştük hatta bir çoğumuzu çok aşırı etkilenmiş olabilir. Örneğin ben şuan kullandığım bilgisayara bakınca evrimde sözü edilen ilk insan türlerini görüyorum. Evrimde aşama atladıkça daha da güçlü olacak ve birgün ortaklaşa yürüttüğümüz bu çizgide belkide bizden daha çok ileri gidecek. İşte o gün geldiğinde burada olup onları yarattığımız daha doğrusu programladığımız beyinlerimizle onları alt etmek istiyorum, yani bir nevi yeni Gordon Freeman olmak istiyorum:)
Bence bu felsefe, bilgisayar bilimi ve fps tarzı oyun karışımı yazıyı burada bitirmek en doğrusu olacaktır yoksa devamında gelen satıra “Dünya bir toz bulutuydu” şeklinde başlayacağım.
Not: Bu yazıyı cep telefonumdan yazdığım için hataların olması muhtemel, şimdiden sürç-ü lisan ettiysek affola.
etiketler: amprizim, felsefe, fizik, fizikçi, freeman, gordon, james, Programlama, w.james, william, william james
admin: 4 Eylül 2008 | kategori: Günlüğüm | 4 yorum var
Dikkat: Bu yazı Üniversite kayıt sürecimden bahsetmekte ve uzun bir günü anlattığı için uzun bir yazı olmaktadır. Okuyanlara şimdiden teşekkürler.
Yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonra hem üzgün hemde çok mutlu olmuştum. Bunun nedeni hatalı tercih sayılabilir. 19. tercihime kadar ölü tercih tabir edilen bölümleri yazmıştım yani tutması imkansız yada çok zor olan bölümler. Bunlar arasında Bilgisayar Mühendisliği, İstatistik gibi bilgisayara dayalı bölümlerde vardı. Hep istediğim ancak kazanmak için 1 sene daha dershaneye gidemiyeceğim bölümlerdi. Bende gidebileceğim şehirlerdeki Fizik, Jeoloji, Jeofizik ve Astronomi bölümlerini puanlarına göre sıraladım ve ölü tercihlerin sonuna ekledim. Benim esas olarak beklediğim 20. tercihimdi en iyi ihtimalle, 19. tercih olabilir diye düşündüm. Buna dayanarak 22 tane bölüm yazdım ve en son olarakta Bursa Uludağ Üniversitesi Fizik Bölümünü 16. sıraya yerleştirerek 23‘e tamamladım. Sonuçlar açıklandığında keşke yapmaz olaydım dedim ancak dün Üniversiteye gidip ilk izlenimlerimi edinince azda olsa bu sözü geri aldım.
Yolculuğu otobüsle yaptım ve gerçekten çok yorucuydu. İzmir – Bursa yani gidiş 5buçuk saat sürdü ancak dönüş yani Bursa – İzmir 4buçuk saat sürdü. Neredeyse yarım günüm otobüste oturmakla geçti. İşimi şansa bırakmamak için kayıtların başlamasına 3 saat kalaya denk gelecek şekilde bilet almıştım ancak kayıtlardan tam 4 saat önce kampüse vardım.
Fen-Edebiyattan önce Eğitim fakültesi kayıtları yapılıyordu ve kilometrelerce diye tasvir edebileceğim bir kuyruk vardı ki bence bunun %60′ına yakını veliydi. Ancak acayip bir şekilde tüm bu kuyruk 2 saatte yani vaad ettiklerinden 1 saat önce bitti. Bunun üzerine bizim kayıtların başlamasına 2 saatlik bir süre kaldı bunu değerlendirmek için kalabalıkta gölge bir ağaç altı bulana kadar dolaştım ve sonunda havuz kenarında bir tane bulup acayip acayip anchorman edesıyla konuşan kişiyi yaklaşık 1 saat boyunca dinledim. Bir de üstüne üstlük acayip bir müzik yayını yapılıyordu
Neyse gideyim bir icetea içeyip diyerek büfe tarzı bi yerde oturup icetea mı içtim. Sonra ağaç gölgeme geri dönmeye karar verdim, iyi böyle bir karar almışım, kuyruk 1 saat önceden oluşmaya başlamış. Direk kuyruğun sonuna dikildim ve 1 saat etrafımdakileri kesmekle meşgul oldum. Bu kesme eylemi kötü niyetli değildi bölümümden yada memleketimden kişileri aramak içindi yanlış anlamayın=) Neyse gerçekten de dedikleri gibi super-fast olarak globalize edebileciğim bir kayıt işlemini geride bırakıp öğrenci toplulukları, spor aktiviteleri, yurt ve diğer kayıt işlemleri için bilgi veren standlarda dolaştım.
Öğrenci toplulukları standına bir etkinlik için kayıt olmaya gitmeden önce dağıttıkları broşürü edinip kendim için en uygun olan ‘Dağcılık ve doğa sporları’na karar verdim. Sonra kayıt standına gidip yetkili kişiyet işlemleri nasıl yapmam gerektiğini sordum. Yetkili kişiler birden bir aksiyon silsilesine girip kendi topluluklarını tanıtmaya çalıştılar ve broşürün arkasında resmi olan kişide gelip sen en iyi Raftingi seç dedi. Büyük ihtimalle kendi topluluğu olduğu için öyle dedi ancak malum başkan o olduğu için rafting’i seçmemin doğru olduğunu düşündüm. 10 lira bayılıp bu topluluğa kayıt olduktan sonra aklımda dağcılık ve doğa sporlarıyla birlikte bir sonraki işleme yani yurt kayıtlarına geçmek için yola çıktım. Bu arada koyu bir bear grylls hayranı olarak gerçekten de heyecan verici gezileri seviyorum. Heyecan adamı diyebilirsiniz:)
Yurt kayıtları için yurt-kur’un kayıt binasını bulmam gerekti. Hiçde öyle küçümsenecek bir olay değil. Kampüs dedikleri yer mini bir şehir resmen. 10-15 dk yürüme sonucu yurtların önündeki kayıt binasını buldum ve camdaki gerekli belgeleri tamamlamak ve düzenlemek için banka oturdum. Ancak önceden haberini aldığım şeylerin dışında 487 lira (Depozite + Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık yurt bedeli + kayıt ve kimlik ücreti) bi para yatırmam gerektiğini öğrenerek çok zor bir durumun içine resmen daldım. Malum ben oraya sadece birkaç yüz lirayla gittiğim için bayağı bir zor oldu ancak yetkililerle konuşarak 262 lira ödemeye ikna ettim. Yanımda o kadar yinede yoktu tek çare anneme müraacat edip kampüsteki Ziraat Bankası şubesine gitmek oldu. Oradan da bi 200 lira şekip işlemleri koşa koşa son 10 dakika kala hallettim. Öğrendim ki yurtlar pis, kokulu, dandik ve odalarına priz bile olmayan odacıklardan başka birşey değilmiş. Ama carem yok arkadaş çevresi edinip ortak bir eve çıkana kadar çekmek zorundayım. Neyse geçici yurt kimliği niteliğindeki belgemi alarak tekrar yollara düştüm.
Üstte bahsetmediğim bir vesikalık faciasıda olmadı değil hani. Malum 4 sene boyunca Stüdyo Mavi‘de çalıştım ve böyle bir sorun yaşamamam gerekiyor. Bunu düşünürek tam 32 adet vesika bastım ancak 2 vesika zarfında bölmek zorunda kaldığım için 16’sını İzmir’de unuttum. 12 adetini kayıt için kullandım ve geri sadece 4 tane kaldı yani kalmış. Yurt kaydı için 10 adet gerekiyormuş bende sevinerek hemen çıkartayım dedim ama tüm aramalarıma rağmen ikinci zarfı bulamadım. Bunun üzerine kampüs şehrinde fotoğrafçı aradım ancak nereye baktıysam bulamadım. Sonunda arabasına binmekte olan birine nerede vesika çoğaltabileceğimi sorum ve acayip karışık bir yer tarifi yaptı sonra düşünerek yolumun üstü dedi ve arabasına davet etti. Annem hep tanımadığın kişilerle pek muhatap olma derdi ama zor durumdaydım malumunuz:) Allahtan kötü biri çıkmadı ve Tıp Fakültesi hastanesinin içindeki küçük fotoğrafçıyı gösterdi sağolsun. Aceleyle bir vesika örneği çıkararak 12 tanesinin fiyatını sorum ve aldığım cevap bizim İzmir’de söylediğimiz fiyatın %50 kadar fazlasıydı. Fotoğrafçıyım falan diyerek bizdeki fiyata halletim olayı. Sonra 20 dakika yarı koşarak yarı yürüyerek yurt kayıt sırasının sonuna yine geçtim!
Neyse birçok kayıt işlemini halletim ve artık Uludağ Üniversitesi / Fen Edebiyat Fak. – Fizik bölümü öğrenci kimliğim var. 5 civarı İzmir’den geldiğim tur şirketi olan Nilüfer’den dönüş biletlerini aldım, bu arada 5 dakika geç gitseymişim benim için kötü olacakmış, valla koltuk 53-54 yani son ikisi kalmış.
Sonunda güzel İzmir’ime vardım ve çok mutluyum. İzmir’i tek geçerim demek istiyorum =)
İlk izlenimlerimden ve aklımda kalan şeylerden bahsetmek gerektiğini düşünerek;
Şunu söylemeliyim ki kampüs çok büyük, hemde çok. Kaybolmak o kadar kolay ki anlatamam. Her tarafı yeşillik her tarafı orman. Öğrendiğim iyi şeylerden biride Bursa-İstanbul (üniversiteden) 75 dakika olması yani İstanbuldaki Blog Yazarları buluşmaların artık gidebilirim. Aslında İzmir’de yapıldığı gibi Bursa’da da yapılan buluşmalar varmış ancak İstanbul’da hiç bulunmamış ve İstanbul’un ne kadar önemli bir yer olduğunu bilen biri olarak gerçekten bu buluşmalardan birinde bulunmak istiyorum.
Dikaktimi çeken noktalarıdan biride muhattap olduğum kişilerin mutlaka İzmir ile bir alakası vardı. Kayıt işlemini yapan yurt görevlisi, arabayla fotoğrafçıya bırakan kişi, yurtta ilk tanıdığım öğrenci arkadaş, kuyruktan tanıştım bir kişi gibi. Kendimi bir an bir lost flashback’inde gibi hissetim sanki herşey ada tarafından planlanmıştı:)
Okuduğunu için (eğer okuduysanız:)) teşekkürler. Çok yorgun olduğum için ve ilk kez bu kadar uzun bir yazı yazdığım için yazım hatalarından ve telaffuzlardan dolayı özür diliyorum.
etiketler: 23, bursa, izmir, kampüs, kayıtlar, kimlik, lost, öğrenci, uludağ, üniversite, yurt
admin: 3 Eylül 2008 | kategori: Tanıtım, İnternet | 4 yorum var
Birkaç gündür mit tarzı bir şekilde ağızdan ağıza dolaşan yeni Google tarayıcısı Chrome bugün beta olarak yayınlanmaya başladı. Başlıkta Kırma Tarayıcı ibaresini kullanmamın sebebi aslında çok açık. Internet Explorer 7, Firefox, Opera ve Safari gibi ünlü tarayıcılardan esinlenilerek düzenlenmiş bazı özellikleri olan Google Chrome bana göre tam anlamıyla bir kırma. Ama kötü olarak değil tabi ki.
Diğer tarayıcılarla arasında benzerlikler
- Apple‘ın Windows sürümleri içinde yayınladığı ve MacOs‘lerde kullanılan Safari adlı tarayıcıda bulunan her metin alanını boyutlandırabilme özelliği Chrome’da da bulunuyor. Hatta büyütürken oluşan şekilsel kaymalar bile neredeyse aynı.
- Opera‘da ve Firefox‘da kullanılan ancak Safaride kullanılmayan en azından varsayılan olarak gelmeyen butonlar Chrome’da da yok. Yani Safari gibi daha az buton kullanılmış.
- Metin alanları, yazı kutuları ve işaret butonları gibi form nesneleri şeçili durumdayken aynı Safarideki gibi renkli ve parlak bir çevreleme oluşturuyor. Yani Chrome safari’den bayağı bir örnek almış.
- Yeni sekme açınca Opera’da bulunan küçük önizlemeli site bağlantıları bulunuyor ve bu isteğe göre düzenlenerek aynı Opera’daki gibi resimli bir yerimi aracı olarak kullanılabiliyor.
- Internet Explorer 7 ile beraber gelen tek buton altına gizlenen menü tarzı chrome’da da neredeyse aynı şekilde ve aynı yöntemle kullanılmış. Hatta butonun bulunduğı yer bile aynı.
- Opera’da ve Firefox’un 3. sürümünde bulunan akıllı adres çubuğu olarak adlandırılan özellik aynı şekilde ve önerilen adreslerde aynı renk kullanılarak yapılmış.
- Opera’da ve Firefox’da bulunan renklendirilmiş kaynak kodu gösterme özelliği biraz daha geliştirilmiş bir şekilde chrome’da da bulunuyor. Bu araca eklenen özellikler ise kullanılan css, javascript gibi yan dosyaların isimlerini bağlantı biçimde vermesi ve geliştiriciler için büyük kolaylık sağlaması.
- Firefox’da firebug adlı eklenti yükleyerek kullanılabilen özelliğe benzer bir özellik ‘Ögeyi Denetle’ adı altında entegre olarak kullanılmış.
- Internet Explorer 7′de ve Opera’da kullanılan sekmenin yanında yeni sekme tuşu Chrome’da da aynı mantıkla ve güzel bir şekilde kullanılmış.
- Çoğu tarayıcıda bulunan orta fre tuşunu kullanarak bağlantıları yeni sekmede açma özelliği var ancak sadece Firefox ve Opera’da bulunan orta tuşla sekme kapatma özelliği Chrome’da da var.
Kendine has özellikleri
- Bütün tarayıcılarda sekmeler adres çubuğunun altında çıkarken chrome’da bu daha kreatif düşünülerek adres çubuğunu üstüne konulmuş.
- Durum çubuğu olarak adlandırılan bağlantıların üzerine gelince adreslerini gösterildiği yer diğer tarayıcılarda ki gibi sabit değil. Sadece bir şey gösterileceği zaman ufak bir açılır pencere şeklinde çıkıyor.
Mutlaka kaçırdığım yada aklıma gelmeyen yerler olmuştur. Eğer sizinde herhangi bir benzerlik yada esinlenme bulursanız yorumlarda belirtebilirsiniz. Burada maksadım kesinlik yeni tarayıcı Chrome’un eksi yönlerinden bahsetmek değil sadece dikkat çeken yönlerini göstermektir.
Ekran Görüntüleri:
Chrome (Beta), Safari 3.1.2, Opera 9.52, Benim Firefox 3 Düzenim
Ekran görüntülerine bakarak birbirine benzeyen yerleri tespit edebilirsiniz. Yaptığım tasarımları denemek için popüler tüm tarayıcılar bilgisayarımda kurulu ve Firefox’ı tek geçerim ancak Chrome’da yakın zamanda önce gelen tarayıcılardan olacaktır. Bu arada Internet Explorer 6 Kullanımına hayır!
Ve son olarak Chrome’u sizde deneyebilirsiniz. Chrome İndir
etiketler: browser, chrome, firefox, garanti, garanti bankası, google, ie6, ie7, internet explorer, opera, safari, smart browsing
admin: 1 Eylül 2008 | kategori: Html | 1 yorum var
<nobr> … </nobr>
Bu yazı <nobr> etiketinin kullanımından ve standartlarından bahsedeceğiz.
Nobr etiketi Satır Atlama Yapma anlamına gelir ve NO BReak’in kısaltmasıdır. Bunun anlamı bu etiketi kullandığınız metin ne olursa olsun hiçbir şekilde bir alt satır geçmez. Bu etiket ne kadar satır atlamaması gereken metinlerde yararlı olsada yanlış kullanım sonucu tasarımınızı tamamen bozabilir.
Bu etiketin resimlerde kullanımı resimlerinde tek satırda görünümesini sağlar ancak eğer belirli bir boyutun içindeyse resimler sıkıştırılıp şekil kaymasına neden olabilir. Bu etiketin hiçbir özelliği yoktur yani tek yapmanız gereken metni bu etiketin arasında kullanmaktır.
Kullanılan yerlerden bahsetmek gerekirse Google’ı örnek verebiliriz. Google anasayfasındaki menüyü tek satırda tutmak için bu etiketi kullanıyor yani kullanmak için iyi bir sebep.
Çok daha ayrıntılı bilgiyi bu sayfada bulabilirsiniz.
etiketler: etiket, google, Html, no break, nobr, tag